Akseki
Yüzölçümü 2 990 km2 olan Akseki ilçesi toprakları Batı Toroslar’ın güney yönündedir. Çok engebelidir. Yer yer dağların tepelerinden ve dik yamaçlarından meydana gelmiştir. Bu tepeler ve yamaçlar ekip biçmeye elverişli olmadığından, şurada burada rastlanan düzlüklerin dört yanı taşlarla örtülür, yukarıya çuvallar içinde taşınan toprakla verimli hale getirilir. Toprağın verimsiz oluşu, ekime elverişli sahanın çok az bulunuşu nedeniyle halk başka kentlere göç eder. Bunların çoğu, eskiden köy köy, ilçe ilçe, kent kent dolaşarak, gülyağı, halk kitabı satarlar ve seyyar satıcılık yaparlardı.
İlçenin belli başlı gelir kaynağı ormancılıktır. Bu arada, hayvancılık ve dericilik de yapılır. Ormanlarında çam, katran, köknar, dişbudak, şimşir, ardıç ve palamut ağaçları vardır.
Kasaba dört yanı çıplak tepelerle çevrili bir düzlükte kurulmuştur. Kuzeyi Batı Toroslar’ın yamaçlarına, Güneyi Akdeniz’e doğrudur. Denizden yüksekliği 1050-1200 metre arasındadır. Antalya-Konya devlet yolu Akseki’nin yakınından geçer. Bu sayede içe merkezi biraz canlılık kazanır. İlçe halkı çevredeki küçük bağ ve bahçelerde sebze ve meyve yetiştirir, Ekonomik hayatın diğer bir dayanağı küçük dokumacılıktır. Evlerde 2.000-2.500 kadar el tezgahı bulunmaktadır. Ayrıca 6-7 tabakhanede işlenen deriler satılarak gelir sağlanır. Kasabanın içme suyu Güzle mevkiinden künklerle getirilmiştir. Fakat yazları bu su ihtiyacı karşılamaz. Yağmur sularını toplamak için yapılan 80 kadar su sarnıcından faydalanılır. Genel olarak Akseki, havası güzel, ağaçlıklı şirin bir kasabadır. Kasabanın çevresi çok engebelidir. Beyaz kayalardan doğal setler ve basamaklar halindedir. Bu nedenle adının “Ak Seki” kelimelerinden geldiği sanılıyor.
İLÇENİN TARİHİ: Kasabaya Romalılar devrinde Marula, Marulye isimleri verilmekteydi. Kasaba çevresinde, o devirlere ait kule burçlarının yıkıntıları bulunmaktadır. Akseki 1872 yılına kadar Alanya’ya bağlı ve Naiplik merkeziydi. Antalya-Konya ve Alanya yolu üzerinde bulunduğu için Selçuklular zamanında konaklama yeri olarak kullanılmış ve bakımlı bir hale getirilmiştir. Okumaya ve ilme öteden beri çok meraklı evrelerdendir. Ayrıca Akseki İlçesi, işadamı ve gezgin çerçileri ile ün salmıştır. Akseki’de Sadrazam Yeğen Paşa’nın yaptırdığı bir kütüphane vardır.
Antik devirlerde Pisidya sınırlarının ucunda yer alan bu yörede Hititlerden başlayarak Yunan ve Roma dönemlerinden kalma birçok kale ve kulelere rastlanılmaktadır. Bademli, Cevizli, Ormana, Unulla, Gödene, Minareli, Sinanhoca, Mahmutlu, Güzelsu köylerinde bulunan kalıntılar, yörede yaşamış uygarlıkları göstermektedir. Eski kayıtlarda Etenna (İvgal), Gotenna (Gödene) Ormana adlarında (Bkz. İbradı), limanları Side olan üç önemli kent devletinin adı geçmektedir. Ayrıca Akseki’nin iki kilometre doğusundaki Asar’da bulunan kalıntıların, hangi uygarlığa ait olduğu henüz kesinlikle bilinmemektedir.
Büyük İskenderin İÖ 334’te Pamfilya’yı ele geçirişinden sonra, Akseki yöresinde Makedonyalı komutanların yönetimine verilmiş, daha sonra 323-3 12 yıllan arasında Pers yönetimi altında kalmıştır. Romalılar devrinde Akseki ve yöresindeki büyük ormanların Romalılarca Kleopatra’ya armağan olarak verilerek tahrip edildiğinden tarihi kaynaklarda söz edilmektedir. Ayrıca Bizans devrinde, Mısır Kralları ve Kıbrıs Kralı Piyer, kereste ihtiyaçlarını karşılamak için Akseki ve yöresini ellerine geçirmeye çalışmışlardır. 9. yy’da bu kentler Side ile birlikte Araplar’ akınlarına karşı savaşmak zorunda kalmışlardır. Bu akınlar sırasında, kıyı kentlerindeki halk, gerek Arap akınlarından, gerek sıtma salgınından korunmak amacıyla, Akseki yöresine kaçmak zorunda kalmıştır.
13. yy’da kıyı kentleri ile birlikte Akseki de Selçuklulara tabi olmuş; ancak sonraları Selçuk Devleti’nin zayıflığından yararlanan Karamanoğlu Mehmet Bey 13. yyın sonlarında Akseki’yi kendi topraklarına katmıştır. Antalya’da Olcayto Han adına basılan paraların Akseki yöresinde de kullanılması 131 6da bu yörede İlhanlı hükümranlığının olduğu göstermektedir. Daha sonra Osmanlıların eline geçen Akseki, Ankara Savaşı’ndan sonra Tımur’un torunu bu yöreyi yine Karamanlılar’a vermiş ve bu durum Gedik Ahmet Paşa’nın Alanya ve Akseki’yi Osmanlı topraklarına katmasına kadar sürmüştür. 1 884’te ilçe haline gelen Akseki’den, eski Osmanlı kaynaklarında ilçeye bağlı 116 köy, 7.945 hane, 35.000 nüfus, 82 cami, 44 mescit, 22 medrese ve 1 kütüphaneden bahsedilmektedir.
Ulu Cami: Kesme taştan yapılmış ve üstü kiremitle örtülü caminin inşa yılı bilinmemektedir. Tavanı ve iç kubbesi, tahtadan olup, dört mermer sütuna oturur. Mihrapta kabartma ve süslemeler vardır. Caminin sağındaki minaresi tek şerefelidir.
Ulu Cami Medresesi: Halk tarafından “imaret” olarak adlandırılan ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmeyen Medrese, Ulu Cami yakınındadır. 13. yy’a aittir. Kalıntılardan medresenin iki eyvanlı olduğu anlaşılmaktadır.
ER PINARI SÖYLENCESİ
Akseki İlçesinden Bademli Bucağına giderken yollar incelir, yamaçlardan süzüle süzüle çamların, ardıçların gölgeliğinde, bir koruluğun başında çatlak bir çınar ağacının gövdesinden fışkıran buz gibi bir pınar akar. Bu pınarın yöre halkı tarafından anlatılan güzel bir hikayesi vardır: Bir zamanlar, burada yazlayan bir yörük kızı, elinde kirmanı evire çevire, bu yörede keçilerini otlatır dururken, bir Temmuz sıcağında, ak sakallı, elinde kuru bir değnek, yaşlı adam görünür. Yaklaşır kıza: -“Tanrı rızası için, suyun var mı bacım?” der. Kızın yüreği burkulur, acır bu yaşlı adamın haline:
- ‘Suyum yok ama, iki bakraç taze sütüm var. Al kana kana iç.” diyerek temiz kalaylı bakraçlarını uzatır. Aksakallı ihtiyar sütü içer. İçer de, dua eder:
- “Tanrı gönlünün muradını versin” diyerek elindeki kuru değneği oracığa dikiverir. Değnek olur dallı-budaklı bir çınar. Çınarın gövdesi yarılır, içinden buz gibi bir pınar akmaya başlar. 0 günden sonra buraya “Erpınarı” derler; içenler, pınarın süt kokusu verdiğini söylerler.(alıntıdır)





















































